|
O sabah herkesten önce uyanmıştım.
Yatağımda sağa sola dönüp durduktan sonra kararımı verdim. Anneme sürpriz
yapıp kahvaltı hazırlayacaktım. Bunu düşünmek bile beni heyecanlandırmıştı.
Kalbimin gümbür gümbür sesi odamı dolduruyordu sanki.
Yorganı üstümden fırlatıp yataktan
kalktım. Yüzümü bile yıkamadan gözlüğümü takıp parmaklarımın ucuna basa basa
mutfağa gittim. İlk işim, annemin yaptığı gibi çayı ocağa koymak olmalıydı.
Çaydanlığa su koymak için musluğu açtım.
O da ne! Sular kesikti. İlk çay yapma denememin susuzluk yüzünden başarısız
olmasına izin veremezdim.
İçme suyu koyduğumuz şişelere,
buzdolabındaki sürahiye baktım. Hiçbirinde su kalmamıştı. Annemin ütünün
içine koyduğu ütü suyu aklıma geliverdi birden. İşte suyumuz bulunmuştu!
Kibrit yakmayı çoktan öğrendiğimden ocağı
yakmam sorun olmadı. Annemin çay kavanozunu nereye koyduğunu bir türlü
bulamadım. Dolaptaki poşet çayları görünce yüreğime su serpildi (=içim
rahatladı). Poşetleri birer birer yırtıp içlerindeki çayı demliğe boşalttım.
Bu iş biraz zamanımı aldı ama değerdi doğrusu!
Babamın, Kızım çayı ne güzel yapmış,
ellerine sağlık
dediğini duyar gibi oluyordum.
Çayı ocağa koyduğuma göre artık sofrayı
hazırlayabilirdim. Tabakların durduğu dolaba boyum yetişmiyordu. Sandalyeyi
dolabın önüne çekip üstüne çıktım. Tabakları indirdiğimde ellerim ve sırtım
ter içindeydi. Gürültü yapmamak için özen gösteriyordum.
Yemeğe konuklarımız geleceği zaman
kullandığımız örtüyü bulup masaya serdim. Çatal, bıçak ve tabakları sofraya
koydum. Bu arada çay suyu fokurdamaya başladı.
Çayı demleyecektim. Kaynayan suyu
demlikteki çayın üstüne boşaltmaya çalıştım. Suyun çaydanlıktan çıkardığı
buhar gözlüğümü buğulandırıyor, hiçbir şey göremiyordum. Gözünde gözlükle
çay demlemenin zorluğunu o anda fark ettim.
Gözlüğü çıkarıp çaydanlığı elime almayı
yeniden denedim. Yine olmuyordu, buhar her yanımı yakıyordu. Çayı demlemenin
tek yolu bu buharı yok etmekti. Ocağın altını kapatıverdim. Su soğuduktan
sonra çayı demleyecektim.
Peynir, zeytin, reçel, tereyağı, bal ve
sütü buzdolabından çıkarmak için sihirbaz olmalıydım. Çünkü annem dapdaracık
dolaba her şeyi üst üste ve tıkış tıkış koymuştu. Gözlüğümü yeniden takıp
üst üste konmuş yiyecekleri ve tencereleri birer birer buzdolabından
boşaltmaya başladım. Kahvaltılıklara ulaştığımda çayın suyu iyice soğumuştu.
Buhar çıkmadan çayı rahat rahat demledim. İşte çay hazırdı. Bizimkilerin
benimle gurur duyacağını biliyordum.
Sütümü ısıtmadan bardağa boşaltıverdim.
Isıtsam da nasıl olsa soğumasını beklemeyecek miydim?
Annemi mutlu etmek için onun her sabah
yediği kibrit kutusu kadar peyniri tabağına koymalıydım. Kibrit kutusunun
altına yerleştirdiğim peyniri, kutunun kenarlarına denk gelen yerden kestim.
Düzgün olmamış, üstelik parçalanmıştı. İkici denemem daha başarılıydı ama bu
defa da çok kalın kesmiştim. İncelteyim derken o da parçalanıverdi. Dördüncü
denememden sonra peynir kalmadığını üzülerek fark ettim.
İçimden neyse canım! Annem bugün de kuş
maması büyüklüğünde peynir yesin dedim. Peynire bulanmış kibrit kutusunu
kimse görmesin diye çöpe attım.
Hamarat (=çalışkan ve becerikli) kız
Eceyi görsünlerdi bakalım! Tabakların altına meyve desenli kâğıt
peçetelerden koydum. Domatese gül şekli vermeye çalışırken parmağımı bıçağa
kaptırıverdim. Parmağım bir anda kırmızıya boyanmıştı. Annemin böyle
durumlarda yaptığı gibi önce oksijenle yıkadım sonra yaralara sürülen
kahverengi ilacı bulup kanayan parmağıma sürdüm, bant yapıştırdım.
Şişenin kapağını kapatırken masa örtüsüne
ilaç dökülmeseydi hiç sorun yoktu. Ama döküldüğü yetmiyormuş gibi örtünün
her yanına dağılıverdi. Masa örtümüz artık kahverengiydi. Bir an saç kurutma
makinesi ile kurutmayı düşündüm ama herkes gürültüden uyanabilir diye
vazgeçtim.
Üstüne koyduklarımı toplayıp masa
örtüsünü elime aldım. Ne yapacağımı uzun süre düşündüm. Sonunda örtüyü giysi
dolabımla duvarın arasındaki boşluğu tıkıştırdım. Gerçi annem oraya buraya
tıkıştırılmış şeyleri bulma konusunda iyi bir dedektifti ama denemekte yarar
vardı.
Böyle güzel bir sofra, örtüsüz olamazdı.
Temiz yatak takımlarının durduğu çekmeceye gittim. En sevdiğim çizgi film
kahramanlarının resimlerinin bulunduğu çarşafımı alttan çekip çıkardım.
Çekmece karman çorman(=alt üst) olmuştu.
Çarşafımı masanın üstüne serip sofrayı
yeniden kurdum. Masamız cıvıl cıvıldı şimdi. Dün akşamdan kalan dilimlenmiş
ekmekleri masanın ortasına sıralarken bardaktaki sütü dökecektim az daha.
Yumurta kaynatmayı düşündüm ama çok zaman
alır diye vazgeçtim. Dolaptan bir yumurta alıp üstüne gazlı kalemimle
Soframıza hoş geldiniz yazdım.
Soframız kusursuz görünüyordu.
İçime bir sevinç doldu. Kahvaltıyı
hazırlamış olmak bana gurur veriyordu. Annemin Aferin kızıma diyeceği
düşüncesi, gülümsetiyordu beni.
Bir de okul önlüğümü giyip saçlarımı
tarayıp annemi öyle uyandırırsam
Gözlerine inanamayacaktı.
Bir çırpıda giyindim, tarandım.
Gözlüğümün camlarını yıkayıp üzerine sıçramış olan domates çekirdeklerinden
onu kurtardım. Okul çantamı kapının yanına koydum.
Şimdi sıra annemleri uyandırmaya gelmişti
artık. Usulca odalarına girdim. Yorganı tepelerine çekmiş öyle bir
uyuyorlardı ki hiç uyanacakları yoktu.
Anneeee, günaydın, haydi kalkın artık!
Size sürprizim var! diyerek sarstım annemi. Tek gözünü açıp saatine
baktı.
Kör karanlıkta ne işin var ortalıkta,
yat! dedi uykulu bir sesle.
Babam işe yetişemeyecek! Kalkın! Ablamı
da uyandırayım mı? diye annemin üstüne abandım.
Babam uyandırıldığı için kızmıştı.
Bugün Pazar! Git çabuk yat yatağına Ece!
Kalkınca anneannenlere kahvaltıya gideceğiz, yat uyu! diye bağırdı.
Kendimi annemle babamın yatağının üstünde
tepinirken buldum.
Ollaaaaamaaaazzz, bugün Pazar olaaamaaaz!
Olaaamaazzzz!
O günden sonra uzun bir süre kahvaltı
hazırlamayı aklımdan bile geçirmedim.
Eğer siz de böyle hamaratlıklar
yapacaksanız önce takvime bakmayı alışkanlık haline getirin.
Mavisel YENER
Çikolata Zamanı, Bilgi Yayınevi
ETKİNLİKLER İÇİN TIKLAYIN |