2007 MEVLANA YILI

 
 


2007 AKILLARDA “DÜNYA MEVLANA YILI” OLARAK İZ BIRAKACAK

UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Kurumu), 2007 yılını “Mevlana Yılı” olarak ilan etti. Bu çerçevede, 2007 boyunca bugüne kadar Türkiye’de ve diğer pek çok ülkede sayısız etkinlik gerçekleştirildi. Mevlana ve öğretisi, bu öğretinin en yalın sunumu olan aşağıdaki dizeler dillerden düşürülmeden dünyayla paylaşıldı.

Gel, Gel, ne olursan ol, gel!
İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel!
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!

(Mevlana)

***

Ya Olduğun Gibi Görün, Ya Göründüğün Gibi Ol!

Mevlana öğretisi bütünüyle sevgi ve hoşgörü üzerine kurulmuştur. Mevlâna, yaradana gönül vermiş, bütün dünyadaki yaratıkları yaradandan ötürü sevmiştir. Ömrünü, insanoğluna yalnızca sevgi ve hoşgörü duygusunun yakıştığını  anlatmaya uğraşarak geçirmiş büyük bir düşünürdür.

Yaşadıklarının onu nasıl olgunlaştırdığını  "Hamdım, piştim, yandım." diyerek özetleyen Hz. Mevlana, insan yaratılmışların en şereflisidir anlayışı ile her dilden, her dinden, her renkten insanı kucaklamıştır. Bu nedenle, o, tüm dünyada  sevginin, barışın, kardeşliğin ve hoşgörünün simgesidir.

Bakın, öğretisini dayandırdığı sevgi ve hoşgürü anlayışı onun dizelerine nasıl derin bir soluk getirir:

Güneş gibi ol şefkatte, merhamette.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol keremde, cömertlikte.
Ölü gibi ol öfkede, asabiyette.
Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette.
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!

(Mevlana)

***
Gönül Buğday Tanesine Benziyor, Bizse Değirmene

Kendisini ve tüm dünyayı şiirlerinde böylesine bir yalınlık ve derinlikle algılayıp anlatan Mevlâna, 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde dünyaya gelmiştir.

Mevlâna'nın babası, "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibînin oğlu Bahaeddin Veled'dir. Belh şehrinin tanınmış, saygıdeğer kişilerinden biridir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

Aile,  o günkü bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle 1212 ya da 1213 yılında Belh'ten ayrılmak zorunda kalır. Bu zorunlu ayrılış sonrasında, onlar için ilk durak Nişâbur olur. Mevlana burada Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile karşılaşır. Küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çeker ve beğenisini kazanır.

Aile, Nişâbur'dan sonra Bağdat'a ve daha sonra da Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket ederler.  Ardından Şam'a uğrayıp Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Karaman’a gelirler. Karaman'da Subaşı Emir Musa'nın yaptırdığı medreseye yerleşirler.

1222 yılında Karaman'a gelen Mevlana ve ailesi burada 7 yıl kalır. Mevlâna 1225 yılında Gevher Hatun ile Karaman'da evlenir. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu olur. Uzun süren bir evliliğin sonrasında Gevher Hatun' u kaybeden Mevlâna, Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yapar. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya gelir.

Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altındadır. Konya ise bu devletin başşehridir. O dönemde Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşamaktadır ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad’dır. Alâeddin Keykubad, Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet eder ve Konya'ya yerleşmesini ister. Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul eder ve 1228 yılında Konya’ya ailesi ve dostları ile birlikte gelir. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşılar ve ona yerleşip yaşaması için İplikçi Medresesi'ni verir.

Bahaeddin Veled 12 Ocak 1231 yılında Konya'da hayata gözlerini yumar. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçilir. Bugün müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki yerine defnedilir.

Ölümünden sonra talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplanırlar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak görürler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar vermektedir. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşar.

Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel,
Bulanmadan,donmadan akmak ne hoş,
Dünle beraber gitti cancağızım;
Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

(Mevlana)

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaşır. Mevlâna onun ruhunda "mutlak kemâlin varlığını" yüzünde de "Tanrının nurlarını" görür. Ancak, ne yazık ki beraberlikleri uzun sürmez. Şems aniden ölür. Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekilir. Sonraki yıllarda dost edindiği pek çok düşünür olsa da Mevlana’nın hayatında Şems-i Tebrizî'nin yerinin bütünüyle dolması hiç bir zaman mümkün olmamıştır.

***
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir.

Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü bu dünyadan göç eder. Onun için ölüm günü, yeniden doğuş günüdür. Çünkü, öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktır. Onun için Mevlâna ölüm gününe, düğün günü veya gelin gecesi anlamına gelen "Şeb-i Arûs" demiş ve dostlarına her zaman ölümünün ardından üzülüp ağlamamalarını  vasiyet etmiştir.

***
Sevgi ve hoşgörünün, insanı nasıl biçimlendireceğini anlattığı aşağıdaki dizelere kulak verip öğretisinin büyüklüğüne bir kere daha tanık olalım ve dünyaya mal olmuş bu büyük düşünürü bir kez daha saygıyla analım!

KARDEŞİM

Kardeşim sen düşünceden ibaretsin,
Geriye kalan et ve kemiksin,
Gül düşünür gülüstan olursun,
Diken düşünür dikenlik olursun.

(Mevlana)

 
   
 
Ansvarig för sidan: Leyla Uzun
Senast uppdaterad:
04.12.2007